25 Nisan 2018 / Çarşamba

Hemen yanı başımızda duran cennet YALOVA

Hemen yanı başımızda  duran cennet YALOVA
Bursa’dan İstanbul’a gitmek istediğimizde mutlaka Yalova’ya uğranırdı. Bakmayın şimdinin ulaşım alternatiflerine, Yalova olmazsa olmazımızdı. Özellikle sabahları şehir hatlarının sabah 06.20 ekspresi ile İstanbul’a yolculuğun ilk adımıydı Yalova.
Yalova’ya başka yönden gidin.
Yalova’yı keşfetmek için, Gemlik üzerinden körfezi dolanarak ulaşmaya çalışın. Narlı’dan sonra başlayan Yalova il sınırına girişinizle birlikte her viraj sonrası farklı manzara ve doğa ile karşılaşacaksınız.
Fıstıklı sonrası Armutlu ve Çınarcık. Armutlu sonrasında Kestane ağaçları arasında Marmara Denizi’ne yukarlardan bakarken, eğer şansınız iyi olup hava puslu değilse karşınızda İstanbul. Marmara’nın diğer ucu ile karşı karşıyasınız.
Çınarcık sonrası doğa harikası ve şifa kaynağı  Termal. Gözleriniz renk ahengi içinde dans ederken, sıcak sularında şifa aramak için fırsat kollayacaksınız. 
Bu arada yol boyunca onlarca çiçek serası ile karşılaşacaksınız. Adını bile bilmediğiniz, ilk defa göreceğiniz bitkiler seralarda evinize misafir olmak için sizi bekliyor.
Ve daha niceleri sayfalarımızda. 
Yolunuz bir kere olsun Yalova’yı keşfetmek içinse, bu ilk bir sonraki keşiflerinizin sebebi olacaktır.
Sonuçta Yalova tiryakilik haline gelecektir. Böyle tiryakiliğe de can kurban doğrusu.
 
 
Başkan’ın kaleminden Atatürk
 
Burası çok özel bir coğrafya ve çok özel lokasyon, özellikle İstanbul’un Anadolu’ya açılan kapısı Yalova. Aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin, Atatürk’ün yazlık başkenti. Ata’nın özel sevgisi olduğu bir kent. Selanik’e benzetmiş Yalova’yı ve yaşamında 270 gece, 313 günle Ankara ve İstanbul’dan sonra ömrünü en fazla geçirdiği yer. “Benim Kentim” demiş Yalova’ya ve Yalova’nın imarı başta olmak üzere ve birçok şuanda gündem olan konuların dahi o zamandan şekillendirmiş. Örneğin Yalova iskelesinden Termal’e kadar yolun iki tarafına çınar ağacı dikerek bir doğa harikası yaratmış.
Burada yabancı devlet adamlarını ağırlamış. Çok önemli kararlara imza atılmış. Türk tarih ve dil kurumu kararı Yalova’da alınmış. Kuran-ı Kerim’in Türkçeleştirilme çalışmaları Yalova’da yapılmış. Çok partili yaşama geçiş kararı yine Yalova’da verilmiş. Serbest halk fıkrasının kurulma kararı Yalova’da alınmış. 
Her ilde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün evi var ama Yalova’nın şöyle ir özelliği var. Bazı kentlerde iki evi var ama Yalova’da 3 evi var. Termal’de bulunan Yaveren Köşkü, Sadece bir dalı kesilmesin diye 4 metre 80 cm kaydırılan Yürüyen Köşk ve şuanda Atatürk ve Çocuk Müzesi olarak hizmet veren Av Köşkü.
 
Atatürk, çağdaş dünyada iz bırakmış, tarihe damgasını vurmuş ölümsüz şahsiyetlerden biridir. Atatürk’ün hayatında önemli yerlerden birini, Yalova işgal eder.
Modern Yalova’nın kurucusu, koruyucusu, kısacası her şeyi Atatürk’tür.
İlk çağlardan beri kaplıcalarıyla tanınan Yalova, kalkınma ve gelişimini Atatürk’e borçludur. Atatürk, ilk kez geldiği 19 Ağustos 1929’dan, son kez ayrıldığı 1 Şubat 1938’e kadar, her yıl düzenli olarak Yalova’ya gelmiş ve önemli çalışmalarını Yalova’da yapmıştır.
 
Atatürk, Yalova dışında hiçbir yere bu kadar sık gitmemiş, hiçbir yerde iki çiftliği ve üç evi birden olmamıştır.
Çeşitli vesilelerle bir liderin yakın çevresinde görev yapanlar ve onlarla aynı havayı teneffüs edenler, aradan yıllar geçtikten sonra, liderle ilgili anılarını dile getirirken ilginç tespitlerde bulunurlar.
Atatürk’ün yanında, o zamanki tanımlamayla “ Mutat zevat” içinde yer alan şanslı kişilerden biri de, Kılıç Ali’ydi. Kılıç Ali, anılarında, Atatürk’ün çalışma yer ve şartlarını anlatırken, kent olarak İstanbul dışında sadece Yalova’dan söz etmektedir. Şüphesiz bu tespit, Yalova açısından çok önemlidir.
Atatürk’ün, Yalova’yı henüz keşfettiği günlerde çıkan gazete yazılarında da ilgi çekici satırlara rastlanır. İşte bir örnek:
“Gazi Hazretleri’nin Yalova’yı teşriflerinin tam beşinci günündeyiz. Gazi Hazretleri’nin ihyakâr emir ve irşadlarıyla elektrikçi, demirci, duvarcı, marangoz gibi muhtelif 400 Türk sanatkârı, tabii ve çok zengin güzellikler içerisinden harap, çalı, ısırganlarla kaplı bahçeleri temizlediler.
Kuvvetli bir motörle elektrik, telsiz tertibatı ve tenviratı yaptılar. Demir borularla sıcak ve soğuk suları kaynağından getirirken, acil durumlarda kullanmak üzere depolar hazırladılar. Tarihi kıymeti haiz kurşunlu banyosunun çini döşemeleri, kurşun ve sıvaları ikmal edildi.
Kaplıcayı Yalova’ya bağlayan 12,5 km.lik şosenin muhtelif yerlerinde tamirat devam ediyor.
Gazi Hazretleri, yalnız kaplıcayı değil, bütün yöreyi imar ve ihyaya başlatmışlardır. Samanlı ve Yalova derelerinin yatakları temizlenmekte ve böylece yöre halkının iliklerine kadar işleyen ve bugün maalesef hekimsizlik yüzünden şayanı merhamet hale gelen sağlık durumu bu surette kökünden ıslah edilmiş olacaktır.”
31 Ağustos 1929 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan bu yazının dışında, ünlü yazar Yunus Nadi’nin de bizzat gözlemlediği ve yazılarında sık sık bahsettiği Atatürk’ün bu Yalova sevgisi, gerçekten de dikkati çekecek kadar fazlaydı.
Atatürk’ün yaşantısında ve geleceğe dönük tasavvurlarında, Yalova’nın varlığı tartışmasızdır.
Örneğin ,Atatürk, rahatsızlanan bir tanıdığına, “ Zat-ı âliniz için Yalova faydalı olur. Eski bir Fransızca raporda okudum. Bu rapor, Yalova’dan bahsediyordu ve ‘Yalova, beşeriyet için çok büyük bir nimettir ’ diyordu.” demesi ; 
1937 yılında, trenle Diyarbakır’a giderken, demir yolunun yanından geçtiği göle “ Hazar Gölü “ adını vererek, “ Burayı Doğu’nun Yalovası yapmalıyız “ diye, Yalova’ya duyduğu özlemi belirtmesi, ondaki Yalova sevgisinin ve Yalova’nın geleceğine dönük tasavvurlarının büyüklüğünü gösteren önemli bir göstergedir.
Atatürk’ün gösterdiği bu özel ilgiden dolayı, onun sağlığında Yalova, küçük bir Ankara’ya dönüştü. Ne ilginçtir ki, Atatürk Ankara’ya ilk adım attığında, orası da tıpkı Yalova gibi kimsenin yaşamak istemediği bir sivrisinek yatağıydı.
Yalova, Atatürk’ün özel ilgisiyle süratle gelişirken, bir yandan da Atatürk’ün yerli ve yabancı devlet adamlarını ve konuklarını ağırladığı, devletin en önemli kararlarının alındığı bir yönetim yeri oldu.
Yalovalı, Atatürk’ün Yalova sevgisinin farkında olmalı, bu farkındalığını göstermeli ve Atatürk’ün emanetlerine sahip çıkmalıdır.
 
YÜRÜYEN KÖŞK 
Atatürk bir gün çiftliğe gittiğinde, Köşkün hemen yanındaki Ulu Çınar ağacının dallarını kesmeye çalışan bir bahçıvan ile karşılaşır. Hemen bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorar. Görevli bahçıvanın cevabı şöyledir: Ağacın dalları uzamış binanın duvarına dayanmıştır. Aldığı cevaptan tatmin olmayan Atatürk, düşünülmesi bile imkânsız olan bir emir verir: “AĞAÇ KESİLMEYECEK, BİNA KAYDIRILACAK.” Görev İstanbul Belediye’sine intikal eder. Belediye Fen İşleri Yollar Köprüler Şubesi sorumluluğu üstlenir. Başmühendis Ali Galip Alnar yanına aldığı teknik elemanlarıyla Yalova’ya gelerek çalışmaya başlar. 8 Ağustos 1930 tarihinde önce bina çevresindeki toprak büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine inilir. İstanbul’dan getirilen tramvay rayları döşenir. Santim, santim çalışılarak bina yapı altına sokulan raylar üzerine oturtulur. Artık binanın raylar üzerinde kaydırılarak ağaçtan uzaklaştırılması aşamasına gelinmiştir. 
Güzel ve sıcak bir yaz akşamında Ulu Önder Atatürk ile birlikte, kardeşi Makbule Atadan, Vali vekili Muhittin Bey, Emanet Fen Müdürü Ziya Bey ve Cumhuriyet Gazetesi Baş muhabiri Yunus Nadi nezaretinde bina 4.80 m. Civarında kaydırılır. Bu olağanüstü ve riskli iş 10 Ağustos 1930 tarihinde tamamlanır ve Ulu Çınar ağacı da kesilmekten kurtulur. 
 
Açık Hava Müzesi 
Yalova Uygulama Oteli, Eski Hastahane, Yalova İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Kültür Müdürlüğünün bulunduğu alanda, Safran Dere’nin köprü başında, Sanat Sokağı köşesinde, Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 18.03.2002’de Açık Hava Müzesi olarak kurulmuştur. 29 Ekim 2003 tarihinde açılan müzede Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemine ait eserler yer almakla birlikte Yalova’nın çeşitli bölgelerinde bulunan eserlere ait maketler de yer almaktadır.
 
Yürüyen Köşk 
Atatürk, 1930 yılında bir gün köşke gitmiştir. Çalışanlar çınar ağacının dalının köşkün çatısına vurduğunu, çatı ve duvarlara zarar verdiğini söyleyerek, çınarın köşke doğru uzanan dalını kesmek için izin istemişlerdir. Atatürk ise çınar ağacının dalının kesilmesi yerine, binanın tramvay rayları üzerinde biraz ileriye alınmasını emretmiştir. Böylelikle ağaca zarar verilmemiş yapı 4. 80 m. kaydırılmıştır. Bu olaydan ötürü Yürüyen Köşk ismini almıştır.
 
Termal Atatürk Köşkü 
Termal Atatürk Köşkü 1929 Yılında 38 günde yaptırılmıştır. Mimarı Prof.Dr.S.Hakkı Eldem’dir. Köşk’te ilk yabancı devlet adamı olarak İran Şahı ağırlanmıştır. Köşk tamamen ahşaptan yapılmış olup, iki katlıdır. Üç şeref salonu ve onbir odası vardır. Dönemin kullanılan eşyası ile birlikte korunan Köşk müze olarak halka açıktır. Çok partili sisteme geçiş, Yerli Malı Haftası, Türk Tarih ve Dil Kurumlarının kurulması, Kuran’ı-Kerim’in Türkçeleştirilmesi çalışmaları gibi zamanın birçok önemli kararları burada alınmıştır.
 
İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi 
Osmanlı İmparatorluğu'nun resmi belgelerle varlığı kanıtlanabilen ilk kağıthanesi İlimiz Yalova'ya bağlı Elmalık Köyü'nde kurulmuştur. İlk Matbaacımız olan İbrahim Müteferrika tarafından çalıştırılmış olan bu kağıthanede; o dönem tamamen ithal bir ürün olan kağıdın yerli üretimi yapılmıştır. Medeniyet Elçisi olarak adlandırılan kağıdın binlerce yıllık tarihini Kağıthane-i Yalakabad adına gözler önüne seren Yalova Belediyesi İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi, ülkemizin de ilk kağıt müzesi olması açısından oldukça önemli bir yere sahiptir.
Karaca Arboretum Canlı Ağaç Müzesi 
Karaca Arboretum, Yalova-Terman yolu üzerinde, il merkezine 5 kilometre mesafede, Samanlı Köyü sınırları içinde bulunmaktadır. Karaca Arboretum, Hayrettin Karaca tarafından, 1980 yılında, 13,5 hektar arazi üzerinde kurulmuştur. Peyzaj ağırlıklı koleksiyon,bir canlı ağaç müzesi konumundadır. Bugün yaklaşık 7000 civarında değişik bitki tür, alttür, varyete ve kültür formunu barındırmaktadır. 
Karaca Arboretum, Türkiye’nin ilk özel Arboretumudur. Arboretum Pazar günleri 13.00–18.00 saatleri arası halka açıktır. Bunun dışında grup ve okullara haftanın diğer günleri de randevu alınması koşuluyla açıktır. Gezi rehber eşliğinde 1,5 saat sürmektedir.
 
Tigem Atatürk ve Çocuk Müzesi
(Baltacı Çiftliği Köşkü)
 
Mustafa Kemal Atatürk tarafından kullanılmış evlerden olması sebebiyle Kocaeli Kültür Varlıklarını koruma Kurulu’nun 20.11.2007 tarih ve 193 sayılı kararı ile tescil edilen Tigem Atatürk Köşkü Baltacı Çiftliği Köşkü olarak da bilinmektedir. 19. Yüzyılın sonlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Atatürk’ün Yürüyen Köşkü yaptırmadan önce kullandığı bir yapıdır. Köşk iki katlı, karkas bir yapıdır. Bahçe içinde olmasından dolayı iki sıra halindeki pencerelerle aydınlatılmıştır. Köşk 1981 yılında restore edilerek Atatürk ile ilgili resim ve eşyaların teşhir edildiği özel bir müze konumuna getirilmiştir. Köşkte 2013 yılı şubat ayında tekrar bir restorasyon çalışması başlanılmış olup 2014 yılı temmuz ayında tamamlanmıştır.
Atatürk ve Çocuk Müzesi 30 Ağustos 2014 tarihinde ziyarete açılmış olup, müzenin tefrişatı  klasik Atatürk müzelerinin dışında modern müzecilik anlayışına uygun olarak ilköğretim çocuklarına hitap eden ve çocukların ilgisinin canlı tutan tasarımlardan oluşmaktadır.
 
Rüstempaşa Camii:
Kanunî Sultan Süleyman’ın Sadrazamı Rüstem Paşa ( 1500 – 1561 ) tarafından, cami- han-hamam olarak külliye biçiminde yaptırıldığı ileri sürülmektedir. Yapım tarihi kesin olarak belli değildir. Külliyeden sadece cami ve hamam günümüze kadar gelebilmiştir. Han ise Osmanlı döneminde okul olarak kullanılmış, Birinci Dünya Savaşı sırasında yıkılmış ancak Cumhuriyetten sonra tekrar okul olarak yapılmıştır. Hamam, kısmen yapılan değişikliklerle kullanılırken ; cami, cemaate yeterli olmayınca hemen yanına Merkez Cami yapılmış, Rüstempaşa Camisi’nin bir kısmı bayanlar için mescit olarak kullanılırken, diğer bir bölümü ise Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kitaplarının satış yeri olarak düzenlenmiştir.
 
Hersekzade Ahmet Paşa Camisi (Altınova)
Evliya Çelebi, 1648 yılında gittiği Hersek Kasabası’nın Ahmet Paşa’nın gaza malıyla 700 hanelik bir yerleşim yeri olarak kurulduğunu belirtmiştir. Hersekzade Ahmet Paşa Edirne Keşan’da cami, İzmir’de, Urla’da hamamlar, Kütahya’da kervansaray, Aydın ve Uşak’ta da dükkânlar yaptırmış ve vakfetmiştir. 
Altınova ilçesi Hersek Köyü’ndeki Camisi h.1179 (1766) depreminde zarar görmüş, son cemaat yeri kubbesi ve minaresi yıkılmıştır. Bundan sonra Kemankeş İsmail Ağa 1773’te camiyi onarmış ve bunu belirten bir de kitabe koydurmuştur. Bu nedenle de caminin bazı bölümlerinde XVIII. yüzyıl üslubu görülmektedir. 
 
Termal Kaplıca 
Yüzyıllardır çeşitli medeniyetlerin şifa merkezi olan Termal’in şifalı su kaynakları günümüzde de birçok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Kaplıca suları romatizmalı ve metabolizmalı hastalıklarda, sindirim sistemi, karaciğer, safra kesesi, böbrek ve idrar yolları hastalıkları, ortopedik operasyonlar sonrası, deri hastalıkları, psikolojik hastalıklar, kadın hastalıkları, fonksiyonel rahatsızlıklara sahip hastalara şifa dağıtmaktadır.
Geçmiş dönemlerde farklı kültürlerin etkisi altında kalan Termal, özellikle Romalılar döneminde kaplıcalardan dolayı çok ilgi görmüş ve önem kazanmıştır. M.Ö. 2000 yıllarında büyük deprem sonucunda ortaya çıktığı bilinen Termal kaplıcaları 6.yy ‘dan itibaren PYTHİA THERMA _Pythia ‘daki kudret ve kuvvet hamamları olarak gösterilmiştir. Bunun nedeni ise, toprak yarıklarında çıkan buhar ve sıcak sudan dolayı burasının bir yeraltı tanrısına ait olduğunun düşünülmesiydi. Özellikle gençlik aşısı yerine geçen Hayat İksiri kaplıca hamamları ilk olarak Kral Constantinus tarafından yaptırılıp, Iustinianos zamanında da restore edilmiştir. 
Kaplıcalar, Sultan Abdülhamit zamanında tekrar önem kazanmış ve Ulu Önder Atatürk döneminde son halini almıştır. Atatürk, Termal’e büyük önem vermiş, sık sık dinlenmek üzere Termal’e gelmiş ve burada uzun zaman geçirmiştir. 
 
Termal, tarihinin her döneminde bir sağlık ve dinlenme merkezi olarak önemini korumuştur. Osmanlılar zamanında kaplıca suları 1892’de Cemiyet-i Tıbbiye tarafından incelenmiş, suların Aix Les-Bains sularına eşit olduğunun anlaşılması üzerine buraya otel ve hamam yapılmıştır. 1932 yılında Atatürk’ün kazı emrini vermesi ile başlatılan çalışmalar da çeşitli adak stelleri, mezar taşları, bir kilise ve dehliz, Bizans İmparatoru II. Iustinianos (M.S.565-578) monogramı taşıyan sütunlar bulunmuştur. 
Kilise ve dehlizin o dönemin günah çıkarma yeri olarak kullanıldığı, hastaların gelecekten haber almak üzere burada uykuya yattıklarına dair rivayetler vardır. Dehlizde en ufak bir fısıltının diğer taraftan duyulması, bu rivayetlere ışık tutmaktadır. Kilisenin kapısında bulunan iki mezar taşının da Beş Melek Kilisesi’nin Ayazması’na ait olabileceği düşülmektedir
 
Kurşunlu Hamam;
16 yüzyıl önce Bizans İmparatorluğu Iustinianos tarafından yaptırılmıştır. Afet ve savaşlar nedeni ile zamanla toprağa gömülmüş olan Kurşunlu Hamam, Osmanlı Padişahı Abdülhamit’in emriyle onarılmıştır. Hamamın üstü kurşunla kaplı olduğu için Kurşunlu Hamam adını almıştır. Banyonun dış cephesinde mermer üzerine Osmanlıca yazılmış bir kitabe bulunmaktadır.
Valide Hamamı Bizans Kralı Constantinus döneminde 6 kubbeli olarak yapılmıştır. Halen 3 kubbesi yoktur. Osmanlı döneminde Sultan Mecid tarafından onarılmış ve annesi burada tedavi gördüğünden Valide Hamamı adını almıştır. Banyonun buharlı oda bölümünde mermer üzerinde Osmanlıca bir kitabe yer alır.
 
Termal, tarihinin her döneminde bir sağlık ve dinlenme merkezi olarak önemini korumuştur. Osmanlılar zamanında kaplıca suları 1892’de Cemiyet-i Tıbbiye tarafından incelenmiş, suların Aix Les-Bains sularına eşit olduğunun anlaşılması üzerine buraya otel ve hamam yapılmıştır. 1932 yılında Atatürk’ün kazı emrini vermesi ile başlatılan çalışmalar da çeşitli adak stelleri, mezar taşları, bir kilise ve dehliz, Bizans İmparatoru II. Iustinianos (M.S.565-578) monogramı taşıyan sütunlar bulunmuştur. 
Kilise ve dehlizin o dönemin günah çıkarma yeri olarak kullanıldığı, hastaların gelecekten haber almak üzere burada uykuya yattıklarına dair rivayetler vardır. Dehlizde en ufak bir fısıltının diğer taraftan duyulması, bu rivayetlere ışık tutmaktadır. Kilisenin kapısında bulunan iki mezar taşının da Beş Melek Kilisesi’nin Ayazması’na ait olabileceği düşülmektedir.
 

Bu haber 1922 kez okunmuştur.


Makalenin Fotoğraf Galerisi

Etiketler:

Yorumlar

Bu Makale için yorum bulunmamaktadır.

Yorum Yap

Yorumlar, yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Burası her türlü görüşe açık bir platformdur, kişi/lerin hak ve özgürlüklerine yönelik hakaret içermeyen her türlü düşünceniz "düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü" çerçevesinde tartışılabilir; fakat ifade özgürlüğünüz bir başkasının ifade özgürlüğünü "hakaret, küfür, aşağılayıcı" biçimlerle engellemeye dönüştüğünde ifade özgürlüğünüz malesef orada bitmektedir. Lütfen yorumlarınızı bu çerçeve içerisinde yazınız, aksi takdirde yorumlarınız onaylanmamaktadır.
* Zorunlu alanlar.




Limak Enerji | Uludağ Elektrik
PanTanıtım: Reklam | Tanıtım Hizmetleri

E-Mail Box

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi kaydediniz!